
Yeni bir kitabı ilk açtığınızda sayfalar birbirine yapışıktır, sırt henüz esnememiştir, kâğıt parlak ve serttir. İkinci el bir kitap ise elinize doğru düşer; sık açılan sayfada kendiliğinden aralanır, bir köşe kıvrılmıştır, ilk sayfada bir isim ya da bir tarih vardır. İlk kitap size aittir; ikincisi, içinden geçtiğiniz bir şeydir. Ve bu ikinci durum, bir kitabın tabiatına aslında daha yakındır.
Nesnelerin ikinci ömrü
Bir kitabı üretmek pahalı ve kaynak yoğun bir iştir: ağaç, su, enerji, mürekkep, nakliye. Bir kez basıldıktan sonra o kitap onlarca yıl, doğru saklanırsa yüzyıllarca dayanabilir. Buna rağmen çoğu kitap bir kişinin rafında ömrünü tamamlar; okunur, bir daha açılmaz, taşınma sırasında kutulanır, sonunda ya çöpe ya da en iyi ihtimalle bir bodruma gider.
İkinci el kitap kültürü, bu israfın karşısındaki en eski ve en zarif çözümdür. Döngüsel ekonomi bugün moda bir kavram; oysa sahaflar yüzyıllardır tam da bunu yapıyor: kullanılmış bir nesneyi alıp, elden geçirip, yeni bir kullanıcıya ulaştırmak. Bir kitabı ikinci kez satın almak, yeni bir ağacın kesilmemesi, yeni bir baskının gereksiz kalması demek. Bu, fedakârlık gerektiren bir çevrecilik değil; çoğu zaman hem daha ucuz hem daha keyifli olan bir tercih.
Kenarda konuşanlar
İkinci el kitabın en beklenmedik hediyesi, önceki okurun bıraktığı izlerdir. Bir paragrafın yanına çekilmiş dikey çizgi, bir kelimenin altına konmuş soru işareti, sayfa kenarına sıkıştırılmış “hayır, bu böyle değil” notu. Bu tür kenar yazılarının Batı geleneğinde bir adı bile var; şair Coleridge'in başkalarının kitaplarına düştüğü notlar, kendi başına yayımlanacak kadar değerli bulunmuştu.
Türkçe kitaplarda da bu izler boldur. Bir felsefe kitabının kenarında bir öğrencinin ders notları, bir divanın sayfasında bir beytin karşılığına düşülmüş bir açıklama, bir romanın arkasında okuma tarihini kaydeden biri: “İkinci kez, 1994 kışı.” İkinci el bir kitabı okurken aslında iki metni birden okursunuz: yazarın yazdığını ve bir önceki okurun onunla nasıl güreştiğini.
İthaf: en kısa mektup
İlk sayfadaki ithaflar ayrı bir tür oluşturur. “Sevgili Nadire'ye, birlikte okuduğumuz o yaz için.” “Oğluma, on sekizinci yaşında; umarım bu kitabı benden daha erken anlar.” Bu satırlar bir kitabı belirli bir ana, belirli iki insana bağlar. O kitap sahafa düştüğünde ithaf orada kalır; ve yeni okur, hiç tanımadığı iki insanın arasındaki bir anı istemeden miras alır. Kimileri bunu hüzünlü bulur — demek o kitap bir yerlerde artık istenmiyordu. Ama başka türlü de bakılabilir: o ithaf, kitap dolaştıkça daha çok insana ulaşan bir cümle oldu.
Bir ithaf, kitap bir kişinin rafında kalsaydı yalnızca bir kez okunacaktı; kitap dolaştıkça o cümle de yolculuğa çıkar.
Mühürler, imzalar, ex libris
Eski kitaplarda çoğu zaman bir sahiplik izi bulunur: köşeye basılmış yuvarlak bir mühür, iç kapağa yapıştırılmış süslü bir ex libris etiketi, bir kütüphanenin damgası, bir ismin altına atılmış tarih. Osmanlı yazma eserlerinde bu izlerin bir bilim dalı oluşturacak kadar zengin bir geleneği vardır; bir kitabın hangi elden geçtiği, kime vakfedildiği, hangi medresede okutulduğu bu kayıtlardan izlenebilir. Bir nüshanın geçmişini takip etme işine kütüphaneciler ve tarihçiler önem verir; çünkü kitabın yolculuğu bazen içeriği kadar öğreticidir.
İkinci el bir kitabı elinize aldığınızda bu izler size onun nereden geldiğini fısıldar. Bir okul kütüphanesinin mührü, bir devlet dairesinin ayıklama damgası, bir ailenin soyadı. Kitap böylece yalnızca bir metin değil, küçük bir arşiv olur.
Bir kokunun taşıdığı zaman
İkinci el bir kitabın kokusu tesadüf değil, kimyadır. Kâğıttaki selülozun ve ligninin yıllar içinde yavaşça parçalanmasından çıkan uçucu maddeler, o tatlımsı, hafif vanilyalı, biraz da badem tozunu andıran kokuyu üretir. Yani bir kitabı kokladığınızda aslında onun yaşlanma sürecini soluyorsunuz. Yeni kitap bu kokuya sahip değildir; onu ancak zaman verir. Bir sahaf dükkânının o tarifi zor havası, yüzlerce kitabın aynı anda ihtiyarlamasının kokusudur.
Bu maddesellik önemsiz bir ayrıntı değil. Bir kitabın ağırlığı, kâğıdının dokusu, sayfayı çevirirken çıkardığı ses, kapağının elde durma biçimi — bunların hepsi okuma deneyiminin parçası. İkinci el bir kitap bu deneyime bir katman daha ekler: sizden önce birinin de aynı kâğıda dokunmuş, aynı sesi duymuş olması.
Armağan olarak kitap
Kitap, ekonomistlerin “armağan ekonomisi” dediği şeyin en yaygın örneklerinden biri. İnsanlar kitap hediye eder, ödünç verir, “bunu mutlaka oku” diyerek elden ele dolaştırır. Bir kitabı birine vermek, çoğu zaman “senin de benim gördüğümü görmeni istiyorum” demenin kibar bir yolu. İkinci el kitap bu döngüyü genişletir; artık yalnızca tanıdıklar arasında değil, hiç tanışmayacak insanlar arasında da dolaşır kitap. Sahafa bıraktığınız bir kitap, adını bilmediğiniz birine yaptığınız gecikmeli bir armağandır.
Sahiplik yanılsaması
Kitapları biriktirmenin bir yanı, onlara sahip olduğumuz duygusudur. Oysa bir kitaba gerçekten sahip olmak mümkün değil; onu bir süre elimizde tutarız, okuruz, belki bir daha açmayız, sonra o bizden sonrasına geçer. Rafımızdaki yüzlerce kitabın çoğu, ömrümüz boyunca bir daha açılmayacak. Onları tutmak, çoğu zaman okumanın değil, kim olduğumuzu hatırlamanın bir yolu.
Bunda kötü bir şey yok; ama raf bir hapishaneye de dönüşebilir. Okunmuş, sevilmiş, işi bitmiş bir kitabı elden çıkarmak bir vefasızlık değil; onu tekrar dolaşıma sokmak, bir başkasının onunla tanışmasına izin vermektir. “Bu kitap bende iyi durdu, şimdi sırası başkasında” demek, kütüphaneye ihanet değil, kütüphanenin amacını yerine getirmektir.
Türkiye'de ikinci elin yeri
Türkiye'de ikinci el kitap hiçbir zaman yalnızca bir zorunluluk olmadı. Elbette dar bütçeli okur için sahaf rafı bir nefes alanıdır; yeni fiyatının çeyreğine bir klasik, bir ders kitabı, tükenmiş bir baskı. Ama sahaf gezmek, üniversite çevrelerinde, semt pazarlarında, bit pazarının kitap tezgâhlarında ayrıca bir kültür, bir hafta sonu ritüeli oldu. Bulmak istediğini değil, bulmayı hayal bile etmediğini keşfetmek için gidilir oraya.
Tükenmiş baskılar meselesi de önemli. Bir yayınevi bir kitabı bir daha basmamaya karar verdiğinde, o kitabın tek dolaşım yolu ikinci el olur. Hasan Âli Yücel'in Milli Eğitim Bakanlığı yıllarında başlattığı dünya klasikleri çeviri dizisi bunun iyi bir örneği: o ciltlerin bir kısmı sonradan yeni yayınevlerince yeniden basıldı, ama birçoğu yalnızca eski MEB baskısıyla, yani yalnızca sahaf raflarında dolaşıyor. Bir çevirmenin emeği, bir yayın politikası değişikliği yüzünden görünmez olmasın diye ikinci el piyasası bir tür sigorta işlevi görüyor.
Aynı şey unutulmuş yerel tarihler, dernek yayınları, düşük tirajlı şiir kitapları için de geçerli. Bunlar hiçbir zaman çok satmadı, çoğu bir daha basılmayacak; ama bir araştırmacı ya da meraklı için bir gün gerekli olabilir. Sahaf ve ikinci el platformlar, bu kitapların “var olmaya devam etmesini” sağlıyor.
Biriktirmek ve istiflemek
İkinci el kitapla kurulan ilişkinin bir de gölge tarafı var: istifleme. Ucuz olduğu için alınan, okunmayacağı bilinerek alınan, sırf “bir gün lazım olur” diye alınan kitaplar zamanla bir yüke dönüşebilir. Sağlıklı bir kitaplık, içine giren kadar çıkanı da olan bir kitaplıktır. Bir kitabı okuduktan sonra tutmak bir seçim olmalı, otomatik bir refleks değil. “Bu bende kalsın mı, yoksa birine mi gitsin?” sorusunu ara ara sormak, hem rafı hem zihni hafifletir.
Devretmek
Kitaplarını elden çıkarmak çoğu okur için zor bir karardır; her biri bir döneme, bir kişiye, bir okuma anına bağlıdır. Ama devretmek bir kayıp değil, bir aktarım. sahafta.com gibi platformların yaptığı da bu aktarımı kolaylaştırmak: rafında uyuyan kitapları, onları gerçekten arayan birine ulaştırmak. Bir kitabı sattığınızda ondan vazgeçmiş olmuyorsunuz; onu bir sonraki hayatına uğurluyorsunuz.
İkinci el kitabın döngüsü aynı zamanda fiyatları da makul tutar. Bir kitap ne kadar çok dolaşımdaysa, yeni bir okurun ona ulaşması o kadar kolay olur; nadir olan pahalıdır, ama bol bulunan bir klasik sahaf rafında hep erişilebilir kalır. Bu, yayıncılığa da zarar vermez; tersine, ikinci elde bir yazarla tanışan okur çoğu zaman o yazarın yeni kitabını ilk elden alan kişi olur. Dolaşım, kültürün hem hafızası hem de reklamıdır.
Belki de bir kitaplığı ölçmenin doğru yolu, kaç kitap durduğu değil, kaç kitabın oradan geçtiğidir. Sahiplik statik bir şey; dolaşım ise canlı. Bir kitap ancak elden ele geçtikçe, kenarına yeni notlar düşüldükçe, yeni bir ithafla yeni birine verildikçe gerçekten yaşıyor. Rafta bekleyen kitap sabreder; yolda olan kitap yaşar.