
Geçen kış bir sahaftan aldığım şiir kitabının ilk sayfasında şöyle yazıyordu: "Sevgili Nalan'a — yirmi altı yaşın da bu kitaptaki kadar sakin geçsin. 2004." Altında okunaksız bir imza. Nalan kimdi, kitabı ona veren kimdi, aralarında ne vardı, kitap yirmi yıl sonra nasıl bir sahaf tezgâhına düştü — hiçbirini bilmiyorum. Ama o cümleyi okuduğumdan beri kitap benim için yalnızca o şairin değil, tanımadığım iki insanın da kitabı.
İkinci el kitap, yeni kitabın sahip olmadığı bir şey taşır: bir geçmiş. Ve bu geçmiş çoğu zaman sayfaların kenarına, iç kapağına, satır aralarına yazılıdır.
Marjinalia: kenarların edebiyatı
Kitap kenarına not düşmenin bir adı var: marjinalia. Bir önceki okuyucunun neye takıldığını, neye kızdığını, neyi güzel bulduğunu gösteren o küçük yazılar. Kimileri için kirlilik, kimileri için hazine.
Edebiyat tarihinin en ünlü marjinal notu aslında bir matematikçiye ait. 17. yüzyılda Pierre de Fermat, elindeki bir matematik kitabının kenarına bir teorem yazdı ve ekledi: bunun gerçekten harikulade bir kanıtını buldum ama bu kenar boşluğu onu almaya yetmiyor. O kanıtın peşinden koşan matematikçiler üç buçuk yüzyıl uğraştı; teorem ancak 1990'ların ortasında ispatlandı. Tek cümlelik bir kenar notu koca bir disiplini yüzyıllarca meşgul etti.
Şairler ve düşünürler de büyük marjinalia yazarları oldu. Samuel Taylor Coleridge başkalarının kitaplarını öyle çok karaladı ki, bu notlar ölümünden sonra ciltler dolusu kitap olarak yayımlandı. Edgar Allan Poe bir yazı dizisine doğrudan "Marginalia" adını verdi. Bir kitabın kenarındaki yazı, bazen kitabın kendisinden daha çok okunur.
Türkiye'de de imzalı ve ithaflı nüshaların ayrı bir meraklısı var. Orhan Veli'nin, Sait Faik'in, Cemal Süreya'nın bir dosta yazdığı birkaç satır, aynı kitabın onlarca sıradan nüshasının toplamından değerli sayılabiliyor. Sahaf vitrininde "imzalı" ibaresi gördüğünüzde fiyatın neden birden yükseldiğini bu açıklar.
Altı çizili satır
Altı çizili bir cümle minik bir itiraftır. Bir başkası, bir zamanlar, tam orada durup "bunu unutmayayım" demiştir. İkinci el kitap alırken çoğumuz temiz nüsha isteriz; oysa bazı okurlar tam tersini arar. Önceki okuyucunun kurşun kalemle çektiği çizgiler, kenara koyduğu ünlem işaretleri, soru işaretiyle ifade ettiği şüphe — bunlar kitabı bir sohbete çevirir. Tek fark, karşı taraf artık orada değildir.
Koleksiyon dünyası bu konuda ikircikli. Bir müzayede kataloğu genellikle "temiz, notsuz" nüshayı över; ama aynı katalog, tanınmış bir ismin çizdiği satırları taşıyan bir kitabı ayrı bir başlıkla, daha yüksek bir bedelle sunar. Yani mesele çizginin kendisi değil, kimin çizdiğidir. Sıradan bir okurun karalamaları kusur sayılır; doğru kişinin aynı karalaması belge olur.
Bütün bir kütüphaneyi okumak
Bir insan öldüğünde kütüphanesi çoğu zaman toptan bir sahafa gider. Sahaf bu kutuları açtığında yalnızca kitap değil, bir hayat da devralır: sahibi hangi konulara meraklıydı, hangi yazarı yıllarca takip etmiş, kenarlara ne yazmış, hangi sayfada durup düşünmüş. Deneyimli sahaflar, bir kütüphanenin sahibini hiç tanımadan tarif edebilir. Kitaplar tek tek raflara dağıldığında bu portre de dağılır; ama dikkatli bir alıcı, aynı elin notlarını taşıyan birkaç cildi bir araya getirip o portreyi kısmen geri kurabilir.
Bunda hafif bir hüzün var. Birinin yıllarca kurduğu koleksiyon, birkaç saatte tasnif edilip fiyatlanıyor. Ama çoğu zaman alternatifi çöp konteyneri. Sahaf, dağılan bir kütüphaneyi yeni okurlara paylaştırırken aslında onu kurtarıyor.
İthaf sayfası ve "association copy"
İç kapaktaki ithaf iki türlü olur. Biri okurun okura yazdığıdır: doğum günü hediyeleri, veda armağanları, askere giderken verilmiş kitaplar. Öteki, çok daha kıymetlisi, yazarın kendi elinden çıkandır.
Kitap dünyasında bunun bir terimi var: association copy. Bir nüshanın yazara, kitaba ya da o kitabın hikâyesine doğrudan bağlı biriyle ilişkili olması. Bir romancının editörüne "ilk ve en sabırlı okuruma" diye imzaladığı nüsha; bir şairin, kitaptaki şiirlerin yazıldığı kişiye armağan ettiği cilt; bir çevirmenin, çevirdiği yazardan aldığı imzalı kopya. Aynı baskının sıradan bir nüshası birkaç yüz lira ederken, doğru iki ismi birbirine bağlayan bir ithaf o kitabın değerini katlayabilir. Çünkü artık elinizde tuttuğunuz şey bir kitap değil, bir ilişkinin belgesi.
Arada unutulanlar
Sahaflar bilir: eski kitaplar yalnızca yazıyla değil, eşyayla da doludur. Sayfa aralarında en çok bulunanlar:
- Preslenip unutulmuş çiçekler, yapraklar, dört yapraklı yoncalar
- Tren, vapur, sinema, uçak biletleri — çoğu zaman en iyi ayraç
- Market fişleri, banka dekontları, reçeteler
- Bir başkasının el yazısıyla alışveriş listeleri, telefon numaraları, notlar
- Fotoğraflar, kartpostallar, mektup parçaları
- Kurutma kâğıdı, saç teli, çocuk çizimleri
Bunların hiçbiri kitabın "içeriği" değil. Ama hepsi, o kitabın bir zamanlar birinin gündelik hayatının içinde durduğunu söyler. Bir tren biletinin tarihi, kitabın o yolculukta okunduğunu; iki şehir arasındaki mesafe, kaç sayfa ilerlendiğini fısıldar.
Bu nesnelerin bir kısmı zamanla kitabın üstünde iz bırakır: preslenmiş bir çiçek karşı sayfaya soluk bir leke geçirir, bir gazete kupürü asitli kâğıdıyla iki sayfayı sararmış bırakır. Sahaf bunları ayıklarken çoğu zaman tereddüt eder — çünkü o leke aynı zamanda kitabın anısıdır.
Provenans: kitabın soyağacı
Koleksiyon dünyasında bir kitabın kimden kime geçtiğinin kaydına provenans denir. İç kapağa yapıştırılmış ex-libris etiketleri, köşeye atılmış isim ve tarih, bir kütüphane mührü... Bunlar kitabın nereden geldiğini anlatır. Kimi zaman değeri düşürür — silik bir okul kütüphanesi damgası gibi — kimi zaman uçurur: tanınmış bir yazarın ya da âlimin kitaplığından çıkmış olması gibi.
Bazen provenans bir zincir oluşturur: birinci sayfada 1940'lardan bir isim, arka kapakta 1970'lerden bir başkası, en sonda bir sahaf kaşesi. Kitap üç kuşak, belki üç şehir dolaşmış, sonunda yeniden tezgâha çıkmıştır.
Neden önemsiyoruz
Yeni bir kitap sterildir; henüz kimsenin değildir. İkinci el kitap ise yaşanmıştır. Kırışığı, kahve lekesi, kenar notu, unutulmuş bileti olan bir nesne bize hep aynı şeyi hatırlatır: bu satırları bizden önce biri okudu, bir şey hissetti, sonra devam etti.
Bir de şu var: bu izler kitabı taklit edilemez kılar. Aynı baskıdan on bin adet üretilmiş olabilir, ama ilk sayfasında o el yazısı olan tek bir tane vardır. İkinci el kitap, seri üretimin içine kaçak giren bir teklik.
sahafta.com'da bir kitap ararken çoğu kez birden fazla nüsha karşınıza çıkar. Aralarından birini seçerken sorduğunuz soru yalnızca "hangisi daha ucuz" değildir; bazen "hangisinin hikâyesi var" olur. O ilk sayfadaki el yazısı, kitabın fiyat etiketinde görünmeyen ama en çok konuşulan özelliğidir.
Nalan'ın kim olduğunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğim. Ama o kitabı her elime aldığımda, 2004'te birinin oturup bir başkası için güzel bir cümle kurduğunu biliyorum. Kitap bunu yirmi yıl taşımış, sonra bana getirmiş. İkinci el kitabın yaptığı iş biraz da bu.